İklim Kuşağı Konuşuyor'da Atlas Sarrafoğlu, iklim krizinin yalnızca çevresel değil aynı zamanda küresel bir halk sağlığı krizi olduğunu vurgulayarak; ormansızlaşma, biyolojik çeşitlilik kaybı ve yükselen sıcaklıkların bulaşıcı hastalıkların yayılımını nasıl hızlandırdığını, değişen iklim koşullarının sivrisineklerden su kaynaklı bakterilere kadar birçok hastalık etmeninin coğrafyasını nasıl dönüştürdüğünü ve bu risklere karşı Tek Sağlık yaklaşımının neden hayati önem taşıdığını ele alıyor.
Özellikle aşırı sıcak günleri yaşadığımız bu günlerde iklim krizinden bahsederken çoğu zaman aklımıza sıcak hava dalgaları, seller, kuraklık ya da orman yangınları geliyor. Ancak iklim değişikliği yalnızca yaşadığımız çevreyi dönüştürmüyor; aynı zamanda hastalıkların yayılma biçimini de değiştiriyor. Virüslerin, bakterilerin ve hastalık taşıyan canlıların yaşam alanları değiştikçe, insan sağlığı üzerindeki riskler de büyüyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün geliştirdiği Tek Sağlık yaklaşımı da tam olarak bunu anlatıyor. İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez. Doğaya verdiğimiz zarar, eninde sonunda insan sağlığını da etkiliyor.

Bu ilişkinin en çarpıcı örneklerinden biri ormansızlaşma. Ormanlar tarım alanlarına, maden sahalarına ya da yerleşim bölgelerine dönüştükçe insanlar yabani yaşamla daha fazla temas ediyor. Böylece daha önce yalnızca hayvanlarda bulunan virüs ve bakteriler insanlara geçebiliyor. Bilim insanlarının "spillover", yani zoonotik taşma dediği bu süreç, bugün ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor.
HIV'nin primatlardan insanlara geçmesi ve Ebola'nın yarasalarla ilişkilendirilmesi bunun en bilinen örnekleri. Benzer şekilde bilim insanları, ormansızlaşmanın yeni koronavirüs benzeri salgınların ortaya çıkma riskini artırdığı konusunda yıllardır uyarıyordu.
Ormansızlaşmanın bir diğer sonucu ise biyolojik çeşitliliğin azalması. Sağlıklı ekosistemlerde sivrisinekler ve keneler çok sayıda farklı canlıdan beslenebilirken, tür çeşitliliği azaldığında hastalık taşıyan konaklara yönelme ihtimalleri artıyor. Bilim insanlarının "seyrelme etkisi" adını verdiği bu doğal koruma mekanizmasının zayıflaması, Lyme hastalığı ve Batı Nil virüsü gibi enfeksiyonların yayılmasını kolaylaştırabiliyor.
İklim değişikliği ise bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Sivrisinekler ve keneler gibi hastalık taşıyan canlılar soğukkanlı oldukları için sıcaklık arttıkça daha uzun yaşıyor, daha hızlı ürüyor ve taşıdıkları patojenler de daha hızlı gelişiyor. Sonuç olarak geçmişte yalnızca tropikal bölgelerde görülen hastalıklar artık yeni coğrafyalara yayılıyor.
Araştırmalar, sıtmanın Etiyopya ve Kolombiya'da daha yükseklere taşındığını gösteriyor. Dang ve chikungunya taşıyan Asya kaplan sivrisineği son on yılda Avrupa'da hızla yayılırken, mevcut eğilim sürerse 2080'e kadar 2 milyardan fazla insan ek olarak dang riski altında yaşayabilir.
İklim değişikliği sivrisinekleri etkilediği gibi diğer hayvanları da etkiliyor. ABD'nin güneybatısında görülen Hantavirüs salgınında iklim koşulları nedeniyle hastalığı taşıyan fare popülasyonunun yaklaşık on kat arttığı tespit edildi. Avustralya'da ise yaşam alanları değişen siyah uçan tilkilerin Hendra virüsünü yeni bölgelere taşıdığı düşünülüyor. Yani iklim değiştikçe yalnızca hava değil, hastalıkların coğrafyası da değişiyor.

Üstelik iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkisi yalnızca bulaşıcı hastalıklarla sınırlı değil. Dünya Sağlık Örgütü, aşırı sıcakları artık iklim değişikliğinin sağlık açısından en büyük ve en hızlı büyüyen tehdidi olarak tanımlıyor. Kuruma göre her yıl yaklaşık 500 bin kişi aşırı sıcaklar nedeniyle hayatını kaybediyor. En büyük risk ise yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve açık havada çalışan insanlar için geçerli. Bu nedenle DSÖ, sıcak hava dalgalarına karşı erken uyarı sistemleri ve serinleme planlarının artık temel bir halk sağlığı önlemi olduğunu vurguluyor.
Asıl dikkat çeken gelişme, deniz suyu sıcaklıklarının hızla yükselmesi. Seller, tropikal siklonlar ve aşırı yağışlar patojenleri su kaynaklarına taşıyarak kolera, ishal ve leptospiroz gibi su kaynaklı hastalıkların yayılmasını kolaylaştırıyor. Bangladeş ve Doğu Afrika'da bunun birçok örneği görüldü.
Bilim insanları, koleraya neden olan Vibrio choleraebaşta olmak üzere birçok bakterinin daha sıcak sularda daha kolay çoğaldığını ortaya koyuyor. Üstelik bu yalnızca geleceğe dair bir tahmin değil; bugün bunun sonuçlarını yaşamaya başladık.
Son dönemde ise kamuoyunda "et yiyen bakteri" olarak bilinen enfeksiyonların Japonya'dan ABD'ye, Akdeniz'den Baltık kıyılarına kadar yayılması bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Özellikle sıcak deniz ve acı sularda yaşayan Vibrio vulnificus, açık yaralardan ya da çiğ deniz ürünleri yoluyla insanlara bulaşabiliyor ve saatler içinde ciddi doku kaybına, uzuv kaybına hatta ölüme neden olabiliyor. Bir diğer bakteri olan Streptococcus pyogenes ise insandan insana bulaşarak ağır enfeksiyonlarda ölüm oranını yüzde 30'lara kadar çıkarabiliyor.
Avrupa Çevre Ajansına göre yükselen deniz suyu sıcaklıkları, geçmişte bu bakteriler için fazla soğuk olan bölgeleri bile uygun yaşam alanlarına dönüştürüyor. Avrupa Çevre Ajansına göre yükselen deniz suyu sıcaklıkları bu bakteriler için yeni yaşam alanları oluşturuyor. Japonya'da vakaların hızla artması ve Avrupa'da özellikle Akdeniz'in yüksek riskli bölge olarak görülmesi bunun bugünden yaşanan örnekleri. Uzmanlar, denizler ısınmaya devam ederse bu enfeksiyonların kalıcı bir halk sağlığı sorununa dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.

Bütün bunlar bize iklim krizinin artık sadece çevresel bir sorun olmadığını; sağlığımızı, ekonomimizi ve günlük yaşamımızı doğrudan etkileyen bir krizle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bu nedenle çözüm de yalnızca hastanelerde ya da yeni ilaçlarda değil. Erken uyarı sistemleri, hastalıkların izlenmesi ve uluslararası işbirlikleri büyük önem taşıyor. Ancak fosil yakıt kullanımını azaltmadan, ormansızlaşmayı durdurmadan ve biyolojik çeşitliliği korumadan bu riskleri kalıcı olarak azaltmak mümkün görünmüyor. Çünkü iklim krizini durdurmak yalnızca doğayı korumak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda gelecekte hangi hastalıklarla yaşayacağımıza da bugün karar vermek anlamına geliyor.
İklim Kuşağı Konuşuyor programında bugün, iklim değişikliğinin bulaşıcı hastalıkların yayılmasını nasıl hızlandırdığını ve değişen iklimin halk sağlığı üzerindeki giderek büyüyen etkilerini konuştuk. Ben Atlas Sarrafoğlu. 19 yıllık hayatımın 11 yılında dünya genelinde sıcaklık rekorları kırıldı ve devam ediyor. Bu yüzden haftaya yeniden görüşene dek kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen iyi bakın.


